|
Kaynak:Merhum Cinuçen
Tanrıkorur iki bölüm halinde klasik kemençeyi anlatıyor.(Aksiyon Dergisi'nden alınmadır.)
Kemençe (-vi/ci) - I
Sazlarımızın tanıtımına devam ediyoruz. Bugün sıra
Kemençe'de. Ankara Radyosunda çalıştığım yıllarda Radyodan çıkıp Sıhhiye'ye doğru
yürürken, Dil-Tarih'in önünde sohbet eden üniversiteli gençler elimdeki udu görüp
"Aa, kanuna bak!" derlerdi. Bu örnekte de görüldüğü üzere, müzik eğitimimizdeki
75 yıllık fiyaskonun sonucu olarak, Kemençe dendiğinde halkımızın aklına hemen Doğu
Karadeniz bölgemizde kullanılan Laz Kemençesi gelir. Hani şu, düğün-dernekte horon
edenleri "Ha uşak ha!" diye şevklendiren, üst ucu yürek biçimindeki, kabarık göğüslü,
keman gibi dilli, çoğunlukla ayakta çalınan, ama pek fazla parmağa da, pozisyona
da ihtiyaç göstermeyen şirin saz. Ne var ki bu sazla, klasik müziğimizde kullanılan
sürahi biçimindeki tavşan kulaklı saz arasında, isimleri ve yayla çalınmaları dışında
hiçbir benzerlik yoktur. Şekil, yapı, işçilik, süsleme gibi farklar bir yana, iki
saz arasında icra tekniği açısından da çok temel bir fark vardır ki, birinin (Laz
kemençesinin) tellerine parmaklarla basılarak çalınmasına karşılık, 'armudi kemençe'
de denen klasik kemençenin tellerine parmak uçlarıyla basılmayıp, tırnakların yuvarlak
yüzeyi yandan değdirilerek tellerin hafifçe itilmesidir. Bunun sebebi, sazın üç
telinin perdelikten 7 ila 10 mm yüksekten geçmesidir ve orta teli 29.5, dış telleri
26 cm boyundaki küçücük bir sazda tellerin basılarak sapa yapıştırılması zaten imkansızdır.
Bu yüzden klasik kemençenin -Laz kemençesinin aksine- tel boylarını eşitleyen bir
baş eşiği de yoktur. Sazın ölçüleri bir yandan, tırnakların yuvarlak yüzeyinin düz
olan tellere sadece bir noktada teğet olabilmesi öbür yandan, denebilir ki kemençe
-artık maalesef kaybolmakta olan Rebab'ımız gibi- musikimizin doğru (sağlam) perde
basılması en güç olan sazıdır. Özellikle Muhayyer (ince La) perdesinden sonraki
aralıklar
tize doğru hep daha küçüldüğünden, falso riski artar (iki perdeyi aynı
parmağı ileri-geri kaydırarak basmak bu yüzden zaruret haline gelir). Kemençe kelimesi,
yayla çalınan sazların, Farsça 'yay' anlamındaki keman kelimesinden türemiş ortak
adıdır. Arapların rebab dediği bu türe eski Türkler 'oklu' anlamında "ıklığ" diyorlardı
ki bütün yaylı sazların en kıdemli atasıdır. 10 ila 15. yy.larda yalnız Arap ve
Bizanslıların değil, İranlılarla Türklerin de kullandığı kaynaklardan anlaşılan
ve 18. yy. sonlarına kadar Türk musikisinin tek yaylı sazı olan Kemançe'nin yerini,
Batının önce Viola d'amore'si (sinekemanı adıyla), sonra da Violino'su (keman) aldı.
Ama Laz kemençesi Karadeniz horonları sayesinde, armudi kemençe ise 19. yy. ortalarına
doğru girdiği fasıl topluluğu içinde günümüze kadar gelebildi. Türk musikisinin
bu en küçük sazı, boy-bosundan umulmayacak güçte bir ses yüksekliğine ve tınısına
sahiptir (sesler, diğer telli sazlarda olduğu gibi teli kısmen sağırlaştıran parmak
ucu etinden değil, tırnağın sert boynuzsu yapıdaki yüzeyinden elde edildiği için).
Herhalde müziğimizin, en kalabalık topluluklarda dahi sesi rahatça (çok defa da
maalesef rahatsız edercesine) duyulan en dişi iki sazından biri kanunsa, öbürü kemençedir.
Aslında karaağaç, karadut, dikenli ardıç, maun veya pelesenk çeşitlerinden birinden
42x16x6 cm ölçüsündeki bir takozun; sadece içi oyulmak, tekne, boyun ve kafa'sına
gereken şekil verilmek, kapak, burgu ve tel takılmak suretiyle bu kadar zarif bir
sanat şaheseri haline gelebileceğini hayal
etmek bile zordur. Kesidi minik bir kayık
gibi olan teknenin tabanı 6-10, yanları ise 3 mm.ye kadar oyulup yuvarlak sistreyle
tesviye edilir. Kafa da denen boynun (sap veya burguluk) kalınlığı gövdeye yakın
yerde 13, uçta 9 mm.dir. Sazın 28 cm boyundaki teknesi, orta sıklıkta düzgün elyaflı
yağsız selviden, hafifçe kavisli ve ortası 4-5, kenarları 2-3 mm kalınlıkta bir
kapak'la kapatılır. Kenarlara ince fileto konur, ancak kapak cilalanmaz. Kapağın
"tel takozu" denen kuyruğa yakın kısmında, sırtları dışarıya doğru D şeklinde simetrik
iki delik vardır (4x3 cm). Bu deliklerin üstünde (sapa daha yakın) eskiden ardıç
(bugün kelebek) ağacından yapılan bir eşik vardır (kuyruktaki tel takozundan gelen
teller bunun üzerinden atlayarak burgulara ulaşırlar). Eşiğin sağ ayağı göğse, sol
ayağı ise (Neva telinin hizasında), sık elyaflı ladinden 5-6 mm çap ve 3-5 cm yükseklikte,
tellerin titreşimini tekneye ileten "candireği"ne basar. İşte yine yerimiz bitti,
ama Kemençe bitmedi sevgili okuyucular. Yazıyla saz tanıtımı çok ciddi bir iş. Tarihlerde,
tariflerde saçmalamak çok kolay. Yalap-şap iş yapmak da bizim prensibimiz değil.
Bu yüzden kemençeye yapım özellikleri, başlıca yapıcıları ve icracıları ile gelecek
yazıda devam edeceğiz.
Kemençe (-vi/ci) - II
Geçen yazıda
Kemençe'nin sadece "candireği"ne kadar
gelebilmiştik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sırtta burgulara yakın yerde başlayıp
kuyruk takozuna yakın yerde sivrilerek biten sırt oluğu, saz bittikten sonra ince
zımparayla son akortların yapıldığı, kemençenin göğüsten sonraki en önemli ve hassas
elemanıdır. Bu oluğun en geniş yerinde ise (eşiğin tam altı) 3-4 mm çapında, etrafı
bazen sedef çiçek motifiyle süslü bir delik açılır ki görevi tiz perdeleri maskeleyip
bas perdeleri yükseltmektedir. Bütün bu işler tamamlanınca sazın teknesi gomalakla
cilalanır. Kemençeye belki de bütün sevimliliğini veren burguları (tavşan kulağını
andırdıkları için kulak adı verilmiş olabilir), süslü sazlarda yılan, fildişi, abanoz
veya pelesenk, sade sazlarda zerdali, badem veya akgürgen gibi ağaçlardan yapılır
ve 14-15 cm boyunda olur. Burguların en geniş (akort için tutulup döndürülecek)
kısmı ise 21 mm.dir. Boylarının normal saz burgularından uzun olmasının bir sebebi
kısa kalın tellerin momentini dengelemekse, diğer bir sebebi de sazın iki noktadan
tesbitli olarak tutulmasını sağlamak olabilir: kemençe, kuyruk takozu sol dize (bazen
de iki diz arasına) konmak ve burgularından göğse (kalbe) dayatılmak suretiyle tutulur;
tellere yandan değen sol elle yayı çeken sağ el de icrayı sağlar (yay durumlarına
göre saz sol el ayası içinde sağa-sola hafifçe döndürülebilir). Burgunun 1 cm.i
kafadan arkaya çıkar; kafaya giren 6 cm.lik kısım kesik koni, kalan 8 cm.i de tavşan
kulağına veya laleye benzer çeşitli şekillerdedir. Kemençenin üç telinden ikisi
(Rast ve Neva) bağırsaktan, üstteki ilk telse (Yegah) gümüş sargılıdır. Üst ve alt
tel 25.5-26, orta tel 29.2-29.5 cm uzunluğunda; üst tel 0.8, orta tel 1.5, alt tel
1 mm kalınlığındadır. Saz ortalama 60 cm uzunluğunda, esnemeye dayanıklı yılan,
abanoz vb. sert ağaçlardan yapılmış, avuç içi yukarıya bakacak şekilde tutulan bir
yayla çalınır. Tellere sürtülen 150-200 civarındaki at kılına, kaymasın diye -keman
yayındaki gibi- reçine sürülür. Yayın sapa yakın 10 cm.lik deri kaplı kısmına sokulan
orta parmak (gerekirse yüzük parmağı) vasıtasıyla at kılı gerdirilir. Yayın burnu
ise at kuyruğu gibi bir süs püskülüyle bitirilir. Doğudan batıya geçtiği kesin olan
yaya at kılı takma adetinin, şaman kopuzunda, tuğ adlı en eski ritm sopasında ve
rebabda da görüldüğü üzere, Türklerde ata verilen kutsal değerden kaynaklandığı
açıktır (bkz. M. R. Gazimihal, Asya ve Anadolu Kaynaklarında Iklığ; Curt Sach, The
History of Musical Instruments). Ayrılmaz davul-zurna ve ney-tanbur ikilisi gibi,
kemençenin ayrılmaz arkadaşı da yüzyılımız başlarına kadar lavta'ydı. Sakız çingenelerinin
elinde lira adıyla kullanılan bu saz, eski Pera tavernalarında sadece lavtanın tempo
tuttuğu bir oyun havası sazı iken, büyük dahi Tanburi Cemil Bey'in, hocası Vasil'in
elinde görüp gönül verdiği bu saza ilgi duyması ve kısa zamanda en üstün seviyeye
çıkarması sayesinde aynı zamanda asil ve zarif bir fasıl sazı oldu. Bunda, artık
bütün müesseseleriyle çökmekte olan bir imparatorluğun hüznüne ve Türk zevkıne,
keman sesinden çok daha yatkın gelmiş olmasının etkisi açıktır. Sırası gelmişken,
merhum şair Besim Berkmen'in "Kemençe'ye" adlı şiirinden bir bölümü vermek istiyoruz
(şairin ruhunu da böyle şad etmiş oluruz): Ta yürekten kopuyormuş gibi hummalı sesin,
Neye ağlar gibi, sızlar gibi titrek nefesin?.. Nesin? Hasret mi, kırık kalp mi,
yıkık aşk mı, nesin? Ne kadar içli eninsin, ne hazin sende niyaz!.. Normal kemençeden
1-2 cm daha büyüğü olan Kaba (Büyük) Kemençe'yi de yaptıran Cemil Bey ayrıca, sazda
hiçbir değişiklik yapmadan Kemençeye dördüncü (kaba Rast) telini ilave etmiş ve
plaktaki ünlü Pesendide taksimini bu 4 telli kemençeyle yapmıştır. Ancak bu sazın,
Sadettin Arel'in 1933'te yaptırdığı dörder telli ve tel boyları eşitlenmiş Kemençe
Beşlemesi ile (soprano, alto, tenor, bariton, bas) hiç ilgisi yoktur. Bugün İTÜ
Türk Müziği Konservatuarında üç telli klasik kemençe ile dört telli Arel kemençesi
-sözümona çağdaşlık ve ilericilik etiketi olarak- birlikte öğretilmektedir. Eskiden
-diğer sazlarımız gibi- siyah veya yeşil kadifeden ağzı kordonla büzülmüş bir torbada
taşınan (ve kordonundan redingotun iç cebindeki düğmeye asılan) kemençe, son zamanlarda
içi kavak (veya akume) kontrplak, dışı vinylex, sazı ve yayını alan saplı-menteşeli
şık bir kutu içinde taşınmaktadır. Bilinen en eski büyük kemençe yapıcıları Büyük
İzmitli, Vasil ve Baron'dur (adları -silinmemişse- tekne içindeki etikette veya
kapak altında yazılıdır). Bu büyük isimlerden sonra gelen iyi kemençe yapıcıları
ise Haldun Menemencioğlu (Haluk Recai), Reşat Uca ve İhsan Özgen'dir. Kemençevi
veya Kemençeci olarak bilinen sazın en iyi icracılarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:
Vasil, Tanburi Cemil, Nikolaki, Samiye Morkaya, Anastas, Sotiri, Mes'ud Cemil, Ruşen
Kam, Hadiye Ötüken, Haluk Recai, Cüneyd Orhon ve İhsan Özgen. Sanatçıların görüş
birliği halinde olduğu en iyi genç isimlerse Hasan Esen, Derya Türkan ve Neva Özgen'le
Furkan Bilgi'dir. Not: Bu yazının hazırlanmasındaki yardımları için, kültür adamı,
müzik araştırmacısı, İstanbul Radyosu kemençe sanatçısı ve kemençe yapıcısı Fikret
Karakaya'ya teşekkür ederim.
|