Doğadan Armudi Kemençe
Sesi kullanıyoruz müzik oluyor ya da ses
yalın hali ile kısaca bir müzik de olabilir teoride. Nasılsa doğadakini, bu dünyanın
içindeki doğallıkları kullanarak müzik yapıyoruz. Doğal olan bir mucizevi ses hazinesine
sahibiz . Yine bizlerde doğal bir varlıksak, bu doğal mucizeyi bir başka doğallıkla
taklit ediyorsak, ne mutlu bize!
Evet, taklit ediyoruz. Bir bakıma taklit etme sanatıdır müzik. Doğadaki
sesleri taklit etme sanatı. Taklit mevzusu hiç de küçümsenecek bir başarı değildir
ki zaten bu nedenle taklit sanatı denmiştir. Taklit sanatının dışında, başka kullanılabilecek
eylem sözcüğü varsa da o da, kullanmaktır. Evet, hem taklit ediyoruz, hem de kullanıyoruz
sonuç olarak. Peki ya kullanırken ya da taklit ederken sahip olduğumuz özne yine
bir doğallık ürünü ise? Örneğin bir çalgı; müzik üretilen çalgı, bir Kemençe, klasik
olanından.
Doğadayız, kendimizi tutamıyoruz. Belki de müziği en güzel yapan
kuşlar gibi ses tellerimizi kullanmaktan yorulduk, elimiz işlesin artık diyoruz
ve sesi kullanıp müzik yapacak bir çalgıya ihtiyaç duyuyoruz. En güzel sesi veren
ağaçlardan örnekler topluyoruz, hangisi nasıl
ses veriyor hangisi ne kadar kıskanıp
da sesi bizden sakınıyor, hangisi cimri davranıp güçlü kuvvetli kalıyor ve hangisi
hemen boyun eğip kaderine razı kalıyor. Bütün bunları öğreniyor, anlıyor ve kullanıyoruz.
Ağaç parçalarına şekiller verirken dahi doğayı taklit etmekten uzak kalmıyoruz kalamayız,
zira Klasik Kemençenin diğer bir ismi de ki bu isim onun Kemençe ailelerindeki sınıfını
belirtiyor, Armudi Kemençedir. Armuda benzer ve biz yine onu armuda benzetiriz,
taklit ederiz. Çıkacak sesi yüzyıllar önce bir yerde toplayıp hacim kazandırmayı
yüzyıllar önce öğrenmiş ve yine bunu kullana gelir. Gövdenin içinde bir boşluk doğar,
o mucizeyi toplayacak olan boşluktur ve o boşluktaki zengin ses, tıpkı armudun aynı
şekilde kesilmiş görüntüsünde ortaya çıkan çekirdeklerin iki yanda oluşturduğu boşluk
gibi görünen iki delikten açığa çıkar.
?Gülün ömrü kısa olur ise, uzatırız!? misâli, Türk boylarının o en
meşhur ve önemli eşyası, yayın doğuşu? Yayın (arşe de denebiliyor), At?ın kuyruğu
ile buluşması. İnsana en yakın hayvan denir At için. Onun kuyruğundan elde edilen
kuyruk telleri öyle güzel bir araya gelir ki onları birleştirmek için hayvan derisi
avuç içine tutamaç olur. Derinin ve at kuyruğunun arkasından bağırsaktan yapılmış
teller yetişir. O yarım armudi Kemençenin üzerine serilir, bir değil üç tane. Üçüncüsü
her ne kadar tamamen bağırsaktan oluşmasa da eskiler bu şekilde kullanıyordu. Şimdilerde
bağırsağın üzerine sarılmış gümüş teller bu sesin peşinde ancak gümüşü de doğamızın
bir parçası kabul edebiliriz, bu tür doğallık kavramları içerisinde.
Doğadan gelen parçalar birleşti. Hepsi o mucizevi ses için beklemede.
Teller sabırsız, At?ın yadigarları sabırsız ancak yeşil örtünün damarlarında ki
kana ihtiyacı var yayın. Bütün toz taneleri teker teker işliyor kılların içerisine.
Beyaz bir kılıf gibi sarıyor. Tellere dokunuyor ve ahenk içerisinde sesin, müziğin
ya da nasıl tarif edilirse, ruhun çıktığını, çalgının konuştuğunu duyuyoruz. Duymak
yeterli mi? O toz taneleri, doğallığın rüzgarı Kemençenin göğsüne sıçrayarak yayılıyor,
müziği sadece duymuyor aynı zamanda görebiliyoruz.
Doğal bir varlık insanın, en doğal kendini dinletebildiği, sesini
duyurabildiği çalgı Ney?dir. İnsanın sesini, müziğini, ruhunu aktardığı yürekten
gelen nağmelerin ağzı desek yeridir. Ney?e ortak olacak, omuz omuza verip de duygularını
paylaştıracak başka bir mucize var ise o da Klasik Kemençedir.
Doğanın mucizesi sesi, doğanın bir başka mucizesi bu çalgı ile doğanın
en büyük mucizesi insanın yüreklendirmesidir. Kalp kazandırmasıdır. Öyledir ki,
icra ederken, müziğiyle dans ederken burgular kalbe değer.
Dokunur güçlüce. Hem Kemençe kalbi hisseder hem de kalp Kemençeyi. Pişmiş ses ile
beraber gelen kalp atışları ise doğaya aşık doğanın birbiri ile buluşmasından başka
hiçbir şeyi ifade etmez. Cemil Bey?in Kemençeyi ağlatması ya da ninni söyletmesi
ise söze gerek bırakmaz.
erhanbayram86@gmail.com