"
Bilgiler Kemençeviler Yapımcılar İz bırakanlar Fotoğraflar Ses kayıtları
<< anasayfa >>

kaynaklar

Haldun Menemencioğlu

Fikret Karakaya

Cenap Başoğul

Dr.Nazmi Özalp

Şener Dinçer

Sercan Halili

Erhan Bayram-1

Erhan Bayram-2

Erhan Bayram-3
makale-sempozyum

Veyis Yeğin

Veyis Yeğin-2

Nermin Kaygusuz

Cinuçen Tanrıkorur

Can Akkoç

Sercan Halili
sayfa2

ÇALICILARI

Nasıl ki bir ailede güzel-çirkin, zengin-fakir, hayatta çok veya az muvaffak olmuş muhtelif fertler varsa, Kemençe çalanlar arasında da buna benzer tefrikler yapmak mümkün.Nitekim aşağıda arz ettiğim isimler arasında san'at ufkunda Güneş gibi parlayan dâhî mertebesine ulaşanlar olduğu gibi vasatın üstünde veya altında bir seviyede kalmış kimseler de var.

Hatta bu demirden leblebiyi çiğneme hevesine kapılmış fakat vazgeçmiş heveskârlara da tesadüf etmek mümkündür. Ben burada bu zevatın san'at derecelerini tâyin ile uğraşacak değilim.Zaten makalenin mevzuu buna müsait olmadığı gibi bunlar cümlece malûmdur.Esasen kendimi bu mevzua selâhiyetli de göremem ve üstelik teddüp ederim.Bilhassa hal-i hayatta olanları sınıflandırmak itikadımca abesle iştigal olduğundan son derece hazer ederim.Zaten bu işi yapan evliya-i umur efendilerimiz mevcut.Güttüğüm gaye, şayet ileride bir san'at tarihi vücuda getirilmesi lüzumu hissedilirse, ciddi ve ilmi bir ansiklopedi yazılmak istenirse ki zannederim lâzımdır, araştırıcılara bir kolaylık olsun diye elde edebildiğim isimleri tespit ve arz etmekten ibarettir.Ben bu tespit işinde muhtelif dostlarımın yardımlarına mahzar oldum.Hafızalarındaki bazı isimler lûtfettiler. Karıştırabildiğim sayfalar arasında bazı isimlere tesadüf ettim. Fakat hiçbir yerde listeye benzer bir şey görmedim.Ve dolayısıyla kimseye rahmet okumadım ve müteşekkir kalamadım .Şimdiye kadar el sürülmemiş bakir bir mevzuun ortasında yapa yalnız kaldım.Bu zevatın hiç olmazsa kısaca biyografilerini de ilave etmeyi çok arzu ederdim.Fakat bu işteki zorluğu erbab-ı iz'an takdir buyuracaktır. Bütün Kemençe'cileri yazdım diye bir iddiada da bulunamam .Çeşitli imkansızlıklarla bulunamayan ve unutulan isimler de olabilir.Hayatta olanlar lütfen kendilerini açıklasınlar.Ölmüş olanların da ruhaniyetlerinden özür diliyorum.İnsanlar hatadan kurtulmuş değildirler.Aciz araştırmam da hatayı hadi asgariye indirebilmiş isem ne mutlu bana.Belki de bu naçiz çalışmam günün birinde bana bir vesile-i rahmet olur inşallah.

-Kemençeciler ailesi olarak tespit edebildiğim 117 ismi aşağıda arz ediyorum; (siyah ile dizilenler hayatta olmayanlardır.)

Enderuni Tahir Ağa ( 2.Sultan Mahmut devrinde yaşamıştır.)[R.Kam'dan]

Mah-i Ruhsar Kalfa (Sultan Abdülaziz'in kalfalarından) [G.Osmanoğlu'ndan]

Andelip Kalfa ( Abdülhamid'in kalfalarından) (6)

Nikolâki

Vasilâki

Yorgâki (Vasilâki'nin oğlu) [Y.Bacanos'tan]

Mahmud Nedim Demirhan (Vasilâki'nin talebesi)

Suphi Ziya Özbekkan (Vasilâki'nin talebesi)

Cemil Bey (Tanburi)

Mesut Cemil

Murat Öztorun (Cemil Bey'in talebesi ,Afyon Lisesi eski müzik öğretmeni)

Fahire Fersan (Cemil Bey'in talebesi)

Ziya Hüzni Bey (Cemil Bey'in talebesi, Pendikli) [ R.Kam'dan]

Kadı Fuad Ef.(Tanbur'da Cemil Bey'in en muvaffak talebesi) [ R.Kam'dan]

Ruşen Ferit Kam (Cemil Bey'in tekniğini bize en iyi aksettiren,Cemil Bey'in en iyi manevi talebesi)

Dr. Nazmi Özalp (R. Kam'ın talebesi)

Samiye Morkaya (Cemil Bey'in talebesi) (7)

Saadet Hanım (Samiye Morkaya'nın talebesi , Av.Faik Şevket Bey'in eşi.)

Nezahat Hanım (Samiye Morkaya'nın talebesi)

Nahide Hanım (Samiye Morkaya'nın talebesi, Bestekâr Rahmi Bey'in kızı.Ayrıca Cemil Bey'in talebesi )

Ulviye Sultan (Samiye Morkaya'nın talebesi)

Saima Hanım (Samiye Morkaya'nın talebesi)

Zehra Hanım (Samiye Morkaya'nın talebesi, Abdurrahman Şeref Bey'in torunu)

Suad Hanım (Samiye Morkaya'nın talebesi,Azerbaycan Adliye Nazırı Halil Has Eşi)

Bedia Hanım ( Samiye Morkaya'nın talebesi )

??? Hanım ( Samiye Morkaya'nın talebesi, Sami Paşazade Safa Bey'in kızı)

Leonidi [Y. Bacanos'tan]

Anastas (Leonidi'nin oğlu) [Y. Bacanos'tan]

Dikeos (Anastas'ın oğlu, aslen Udi) [Y. Bacanos'tan]

Lambro (Anastas'ın oğlu) [Y. Bacanos'tan]

Paraşko Leondaridis (Anastas'ın oğlu, R. Kam'ın talebesi)

Nazım (âma, Kanuni) [Kızı Naime İspahi'den]

Domates Ahmed Bey (8)

Udi Arşak [R. Kam'dan]

Ferid Anlar (Kanuni, Bestekâr, Orkestra Şefi, Arşak'ın talebesi) [R. Kam'dan]

Ali Saip Ertenen (Muhasebeci ve Mali Müşavir, Arşak'ın talebesi)

Niyazi Bey (Düyunu Umumiyeli) [C. Kozanoğlu'ndan]

Şeyh Süreyya Ef. (aslen Rebabi, Emir Ef. Postnişini) (9)

Udi Nevres

Aleko Bacanos

Sotiri Çantalı [Y. Bacanos'tan]

Nikolaki Çantalı (Sotiri'nin kardeşi)-[Y.Bacanos'tan]

Todori [Y. Bacanos'tan]

Lefteraki [Y. Bacanos'tan]

Petri ( Ermeni asıllı) [Y. Bacanos'tan]

Kantar (Ermeni asıllı) [Paraşko'dan]

Hristo Ef. [Sazende'den]

Zeron Ef.[Güldeste-i Musiki'den]

Serope Ef. (Udi Kurtuluş'lu) [Paraşko'dan]

Giritli Ali (10)

Ali Rifat Çağatay [E.Üngör'den]

Kâzım Tav (Beylerbeyli ,sakallı Kâzım )

Kemal Niyazi Seyhun

Vedia Tunççekiç (K.N.Seyhun talebesi)

Feriha Hanım (Şark Mus.Cem. den) K.N.Seyhun talebesi [F.Akaydın'dan]

Dr. Zühtü Bilgin (Balta limanı Has.Baş tabib Mua.,K.N.Seyhun talebesi Hüsnü Çoşar'dan )

Cüneyd Orhon (K.N.Seyhun talebesi, ilk hocası Hafid Göktekin)

Berhayat Anıl (K.N.Seyhun talebesi, C.Orhon'un eski eşi )

Mübeccel Çetin Işınbark(K.N.Seyhun'un talebesi)

Yıldız Seçkin (Deniz Subayı, K.N.Seyhun'un talebesi)

Fazilet Tanrısever ( K.N.Seyhun'un talebesi)

Suphi Müren (Tekel'den emekli, K .N.Seyhun'un talebesi)

Necati Dindaş (K.N.Seyhun talebesi) [E.Üngör'den]

Ruhi Seçkin (Y.Seçkin'in babası [L.Karabey'den]

Şekerci Cemil Bey (Bestekâr, Udi)

H.Sadettin Arel

Kâmil Bey (Piyanist)

Ziya Bey (Piyanist Kâmil Bey'in oğlu, Mühendis)

Memduh Benson (Zahire Borsa'sından emekli, Kadıköylü)

Kanuni Mustafa (Kanuni Fethi'nin kardeşi)

Ahmet Tevfik Öber (Bursa'da eczacı, aslen Tanburi,Cemil Bey'in talebesi)

Mustafa Sazer (Bursalı)

Prens Halim

Hasan Fehmi Mutel

Müşerref Akyüz (H.F.Mutel talebesi)

Dr. Ziyaeddin Erdoğru

Kâmran Erdoğru (Dr.Z.Erdoğru'nun büyük oğlu)

Ekrem Erdoğru (Dr.Z.Erdoğru'nun oğlu)

Hadiye Ötügen

Hafid Göktekin (Darüttalim'den,İnhisarlardan emekli)

Mir'at Ustaoğlu (Gümrük idaresinden emekli)

Nihat Doğu (Avukat,Aleko Bacanos'un talebesi)

İhsan Özgen

Reşat Uca

Mualla Ongan (K.Erdoğru ve R.Uca talebesi)

Melih Akkan (Avukat)

Mehmet Kurt (Eyüp'te berber, K.N.Seyhun ve H. Ötügen talebesi )

Rahmi Bey ( Beylerbeyli) (11)

Cevdet Çağla

Gevheri Osmanoğlu (Prenses)

Selahaddin (Marangoz) [E.Erdoğru'dan]

İsmail Başkurt (D.D.Y. emekli, İzmirli)

Turgut Alporal (Avukat )

Haydar Süfraz (Türk kablo fab.Gen.Md.Mua.)

Dr.Asım Dirim

Dr.Selahattin Tanur (D.Dz.Y. nda)

Paşazade Kemal (Şark Mus. Cem. Den) (12)

Laika Karabey

Hüsnü Çoşar

Salih Bey (R.Kam'dan)

Zahide Hanım (13)

Dr. Fuad Bey (Bakteriyolog)

Kemal bey [ Paraşko'dan] (14)

Cahit Gözkan (Udi ve Rebabi)

Enise Can

Kenan Karacaalp (Emekli Albay) [H.Çoşar'dan]

Rıza Rit

Niyazi Sayın

Doğan Ergin

Ali Sabuncuoğlu (Emekli Subay)

Nükhet Hanım (15)

Mehmet Ali Davran (Avukat) [E.Erdoğru'dan]

Mecid Sesigür (Mevlidhan)

Sadık Yiğitbaş (Diş tabibi) [E.Üngör'den]

Nedim Şükrü Bey (16)

Fatoş Sağmanlı (17)

Fatma Ardıç

 

(6)Bu hanım,Cemil Bey'e bir kemençe hediye etmiştir.Cemil Bey'de bu kemençenin Andelip koymuştur.Halen Ruşen Kam'dadır.Bu sazı 2-3 defa tamir ettim.

(7) <Bir sihri tarab> suzinak şarkısı Rahmi Bey tarafından bu hanıma ithafen yazılmış ve bestelenmiştir.( S.Morkaya'dan)

(8) Tanburi Kadıköylü Fuat Sorguç (Çene Fuat)ın dayısı.(E.Üngör'den )

(9) Rebabi Mustafa Sunar'ın hocası (C.Kozanoğlu'ndan).

(10) Tok sesli bir Kemençe ile 1940 yıllarında sokaklarda gezerek ayakta çalardı.

(11) Bestekar Rahmi Bey ile karıştırılmamalıdır, Şevki Bey bu zatın evinde ölmüştür.(R.Kam'dan.)

(12) Bu zatın validesi de saraylarda Kemençe çalmış olup adı hatırlanamamıştır.(L.Karabey'den)

(13)Darülelhan hanendelerinden olup 1953 senesinde Beşiktaşdaki ev sahibimiz idi.

(14) Eski merkez memuru (Emniyet amiri) olup vaktiyle Sadettin Kaynak ile plak doldurmuştur.

(15) Ziya Hüzni Bey'in yeğeni Müzeyyen Hanım'ın kızı.(L.Karabey'den)

(16) <Yüceldikçe yüceldi> Hicaz şarkısının bestekarı.

(17) Kemani Edip Yücel'in talebesi. H. Sadettin Arel'in tertip ettiği 4 telli Kemençe'yi çalmıştır.

 

TARİHÇE

Şimdi mevzuun en karanlık ,en çetrefil, en muğlak, fakat ruh noktasına gelmiş bulunuyoruz.Tarihçe?..evet , içinden doğru olarak çıkılabilmesi koca koca sayfaları didik didik edip uzun bir zaman sabırla metanetle şuur ve sebatla çalışmaya ve bîtaraf bir zihniyeti bir an terk etmemeye vabeste bir keyfiyet.Çünkü , birbiriyle hiç alâkası olmayan üç sazı Kemençe ismi altında toplamış ve asırlar boyunca birbirinden ayıramamışızdır.Pek tabiidir ki bu mevzu ile alâkalı yerli ve yabancı kaynakları dikkatli bir tetkikten geçirmek icabetti.Ne yazıktır ki hiç ummadığım feci bir hakikatle karşı karşıya geldim.Ben Kemençemizin menşeini tesbit etmeye uğraşırken hayalât ilememlû bir sürü varakparenin memleketimizde ansiklopedi namı altında neşredilmiş olduğunu esefle gördüm.Hemen samimiyetle arzedeyim. Niyeti acizânem sağa sola çatmak olmayıp bu gibi hatalı neşriyatın umumî efkârı ne kadar yanlış yollara sevketmiş olduğunu anlatmaktan ibarettir.

Ben bunların sahifelerini bir şey öğrenmek , bir şeyler bulmak için açtım.Fakat öyle acayiplikler ile karşılaştım ki bildiklerimi de birbirine karıştırdım.İstifade etmek şöyle dursun fikren mutazarrır oldum.İşim büsbütün zorlaştı.Neler çektiğimi tarif edemem.Aşağıda bir iki misal arzetmek suretiyle hüküm vermeyi erbab-ı insaf ve iz'ana havale ediyorum.

1-<Yeni Resimli Lûgat ve Ansiklopedi> İ.A.Gövsa, Cilt 3, S. 1422:

Kemençe-i Farsî ,yayla çalınan Keman'a benzer küçük bir çalgıdır ki İran'dan gelmiş olduğu rivayet edilir.Sesi daha yanık ve bizim musikimize daha uygun düşer.Fasıllara girenleri olduğu gibi halk arasında çalınan basit şekilleri de vardır.

Bildiğimiz Rebab'ın İran'daki ismi <Kemençe-i Farsî> dir.Fasillara giren Kemençe ise Rebab olmayıp bizim Armudî Kemençe'dir.Orjinal şekildeki bir Rebab ile bizim fasıl musikimizi icra etmek mümkün değildir.Çünkü çok basit yapılı bir sazdır.Halk arasına kadar da inmemiştir.Ne şekli ne de çalınış vaziyeti ile Keman'a benzer hiçbir tarafı da yoktur. Olsa olsa Anadolu'da müstamel kabaktan mamul <Kabak Kemane> ile belki uzaktan bir münasebeti vardır.Hülâsa bu ansiklopedinin Kemençe namı altında bize verdiği malûmat baştan aşağı yanlıştır.Şimdilik bunu bir tarafa bırakalımda pervasızlık numune-i misali olan ikincisine gelelim.

2-<Türk Musikisi Ansiklopedisi> Y.Öztuna,Kemençe maddesi, S.338-339: Rebab'ın gelişmiş bir şekli olduğu muhakkaktır. (!)

Bu kat'iyet neye istinat ediyor acaba ? Böyle bir iddiaya kalkan muharririn Kemençe ile Rebab'ı tetkik etmiş olması şöyle dursun uzaktan dahi görmediği zannı hasıl oluyor insanda.Acaba biraz daha geliştirme ile, biraz daha gayretle Viyolonsel'i de bu katagoriye dahil edebilirmiyiz ?Neden olmasın,üçüde şakulen çalınıyor.İlmî bir yazıda böyle hafiflik olur mu? Olmalımı?

Devam ediyor:Bir Türk sazıdır. (!)

Eski asırlarda bu saza verilen <Kemençe-i guz =Oğuz Kemençesi > <Kemençe-i Rumî> gibi adlar bunu gösterir.

Burada biraz duralım.Muharrir, Oğuz Kemençe'sinin şeklini ve diğer taraflarını bize gösterirse bunun bizim Kemençe'miz olup olmadığını anlayıp müsterih oluruz.Bu izah gayri kâfidir. Malûm olduğu üzere eskiden Anadolu'ya <Diyar-ı Rûm> derlerdi orada yetişmiş büyükleri ve meşhurları da öylece anarlardı: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi> ,<Eşref-i Rûmi> gibi ilh.

Kemençe-i Rûmi denildiği zaman da Anadolu Kemençe'si mânâsı çıkıyor ise de yalnız İnebolu ve Fethiye gibi sahilde bulunan ve dolayısıyla hariç ile temas ve alâkası çok daha fazla iki kasabamızdan gayri Anadolu'nun diğer kısımlarında bilhassa iç Anadolu'da bu Kemençe'yi çalan şöyle dursun hayâl eden bile yoktur. Anadolu'muzda org ne ise Kemençe'de o demektir.Kemençe 'nin Türk sazı oluşu hakkındaki bu fikir dahi hakikati ifade eder mahiyette olmayıp bil'akis insanı yanlış yollara sevkeden bir yazıdır.

Yazı devam ediyor; XVII. asır ortalarında İstanbul'da Kemençe çalan 80 profesyonel sazende vardı. (!)Kemençe'cilere Kemani denildiği Evliya Çelebi'nin devrinin üstad Kemençe'cilerinden bahseden şu satırlarından anlaşılmaktadır.:Kemani Mustafa, Kemani Aşur, Mahmud Çelebi gibi ilh?.

Evet ,Evliya Çelebi C. II, S.307 de vakıa böyle bir kayıt vardır.Lâkin üzerinde dikkatle durulması gereken çok nazik bir nokta, Çelebi, Kemençeciler serlevhası adı altında yazıya başlıyor ve çalıcıları 80 nefer olarak gösteriyor.Ve zamanın ileri gelen Kemençe'cilerini de sıralıyor.Enterasan olanı 80 nefer.Yani 80 Kemençe'ci. (!)

Düşündürücü doğrusu, 8 ini, 10 unu bir araya getirmek bugün dahi pek zor iken düşünün bir kere 80 Kemençe çalan neferi, lâf değil.Bu rakam biraz bana hayali gibi göründü. Böyle bir sazı o zamanki cemiyette 80 kişi birden çalsın, hem de profesyonel olarak. Yani 80 i birden, bu demirden leblebi ile tegaddi etsin, bunu biraz tereddüt ve nazar-ı hande ile karşılamak mümkün.Evliya'nın her dediği bir kaziyye hükmünde değildir ya.İkincisi;Evliya,Kemençe-ciler serlevhası adı altında sıraladığı bütün isimlerin başına <Kemani> kelimesini ilave ediyor. Gel de çık işin içinden .Acaba koskoca Evliya Çelebi <Kemençevi> kelimesini bilmiyor mu idi.Ve kullanmaktan aciz mi idi ? Benim bu kitapta bahsedilen Kemençe'cilerin bu gün elimizde olan armudi Kemençe'yi değil de başka bir sazı çaldıklarına ve işin içinde Evliya'nın bir kelime hatası yaptığına inanacağım geliyor. Çünkü, ehemmiyetli bir noktayı daha arzedeyim: XVIII. Asırda yaşamış olan Levni'nin minyatürlerinin kısmı azamını tetkik ettim. Bunların hiçbirinde Kemençe'ye benzer bir çizgiye tesadüf etmedim. Rebab'dan gayri yaylı bir saz da yok gibi. Peki, Evliya'dan Levni'ye kadar geçen bir asırdan fazla bir zaman zarfında bu kadar mebzulen çalınan Kemençe'ye ne oldu. 80 nefer birden bire yok olup yerlerine bir tanesi daha gelmedi mi ? Hiç olmazsa Levni'ye modellik edecek bir hayrülhalef zuhur etmedi mi ?

Evliya'nın bu yazısından Kemençe hakkında ilmi ve tarihi bir hakikate erişmek pek mümkün değil bence.Çünkü biz bugün elimizin içinde ve gözümüzün önündeki Karadeniz Kemençe'si ile bir armudi Kemençe'yi ansiklopedi kayıtlarımızda lâyıkile ayıramazken Evliya bu işin içinden ozaman nasıl çıksın.Gel de <Çelebi böyle olur bizde de [ilim] dediğin>deme.

Vaktiyle edebiyatın her nev'i ile iştigal ettim. Divan şairlerinin hemen hemen bütün divanları elimden ve gözümden geçti.Ayrıca Servetifünun ve Fecriati ile de ilgilendim. Ancak bunların hiçbirinde, hiçbir şairden Kemençe'ye ait bir kelime bulamadım.Eş'arda zikredilen saz isimleri ezcümle; Def, Çenk, Rebab, Ud, Nay, Tanbur, Çalpara gibi sazlardan ibaret.Acaba bunca şuara Kemençe kelimesinde vezin veya kafiye tutturamamış mı ? Bu yanık sesli saz hiç birine bir ilham vermemiş mi ?

Ressamlarımız için hayali bir model dahi olmuyor.Hatta Levni'nin Köçek tasvirlerinde bile yerini Rebab'a bırakıyor.Şairlerimizden hiç biri ismini ağzına almıyor . Klâsik bestekârlarımızdan hiç biri buna izafetle <Kemençevî> diye anılmıyor da bu saz nasıl oluyor da Türk sazı oluyor.?Cayi teemmül doğrusu?

Evliya Çelebi'nin III. Cildinde, 7 ve 8 .sayfalarda Kemençe hakkında yine küçük bir bahis var.Gemi ile Mudanya'ya giderken Kemençe ve Tanbur refakatinde Segâh makamında yapılan bir fasıldan bahseder: <Aşıkane,sadıkane bir Hüseyin Baykara faslı oldu ki zevk erbabının ağzından salyalar aktı> der fakat o bahsettiği Kemençe bugün tetkik ettiğimiz Kemençe midir ? İşin muğlak tarafı Kemençe, Rebab ve Karadeniz Kemençesi'nin aynı isim altında aynı isim altında toplanması ve karışmasıdır. Hem öyle bir karışma ki müverrih Evliya Çelebi değil, Evliyaullah bile işin içinden çıkamaz hale gelmiştir.Keza Evliya'nın bu son yazısından da kat'î bir hakikate vasıl olmak imkânsız.

Türk Musikisi Ansiklopedisi'nin <Kemençe maddesinde> daha bir sürü hatalı ve yanlış noktalar var. Lâkin niyetim bu kitabı tenkid olmadığından, yukarıda arzettiğim iki misal ile bana yardımcı olacağına büsbütün aklımı teşviş ettiğine kısaca temas ile araştırmalarıma diğer kaynaklarda devam edeceğim.

Yerli bir başka kaynak aradığımız Kemençe maddesinde yine bize esaslı bir malumat veremiyor.

III. <Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi> V.Sözer, S.217: Türklerin ilk yaylı sazına verilen isim Iklığ'dır.Göktürklerden bu yana Asya'ya ve Türk göçleri ile Anadoluya gelmiştir.Iklığ = Oklu, okla yayla çalınan mânâsınadır.Anadoluda ise Iklığ çalana Kemençeci, Iklığ'a da Kemençe denilmiştir.Anadoluda bu gün anladığımız mânâda ve tanıdığımız şekildeki Kemençe, Karadeniz illerinde görülen çalgıdır. XVI. Asırda Macarların kullandıkları ve adına Hegedü dedikleri Keman'ın eşidir.>

Dikkat buyurulursa bizim mevzuumuz olan Kemençe'nin haricinde kalan bir taraf. Şimdiye kadar sıraladığım üç kaynaktan bambaşka bir anlayış ile esaslı bir tetkik mahsulü olduğu ilk nazarda belli olan yerli bir başka kaynak daha.

IV. <<Iklığ>> Mahmud Ragıp Kösemihal, 1958 ,S.51:<<Karadeniz Kemençe'mizde tefrikle gıyaben bahsi geçtiği zaman böyle anılırsa da meslek dilinde adı kısaca şu imlâdadır (Kemançe). Köylerde diğerinin adı ince seviyeden Kemençe kaldığını tekrar belirtelim. Fasıl Kemançesi uzunlama ikiye bölük armudun yarı biçiminde olduğu için tefrikte Armudi Kemançe denildiğide olur.Şeklinden başka kirişlerinin tırnak yüzleri ile çalınışı bakımından Iklığ tipinden büsbütün ayrı ve sesi ondan boğukcalığı nisbetinde gevrek perdelidir.Geçen yüzyılda Lavta beraberinde <<Kaba saz>>denilen oyun koldaşı takımında yer güttükten sonra incesaz takımına da Rumeli tarafından gelerek İstanbul'da katılmıştır.Ege adalarında, Balkan Slavlarında Köy oyun çalgısı olarak XVII. yüzyıldan beri köylü yapısı halleriyle kullanıldığı bazı batılı seyyahlarca neşredilmiş müşahede çizgilerinden biliniyor.

Anadolu köylüsünün hiçbir asırda ele almadığı bu armudi Kemançe'nin Türkeli dışındaki adları başka olup izafelerdir.İstanbul'da da fasıl için sanatla işlemeli tok sesli nefis örnekleri yapılmıştır.XVI. asır Macar kaynaklarının magyer hegedü (=Macar vielli) ve lengyel hegedü (=Leh rebeki) diye iki çeşit Kemançe'den söz açtıklarına işaret ediliyor:Birincisi dar uzun Kemençe olduğu halde öbürü armudi biçimdeydi. Martin Agricola kendi Musica Instrumentalis kitabında <<polische Geige>> Batı Avrupa Rebek'ine benzediğini yazarak açıklamada bulunur. Bu Leh Kemençesinde sanatçı tırnak yüzlerini tellere dayata dayata çalar(1528).

Armudi Kemançe'mizin menşeinin ise bu Leh Hegedü'sü olduğu anlaşılıyor.Macar Sebasttyen Tinodi bir Türk beyinin pek ünlü bir Kemançecisi Demetr Karman'dan överek söz açmışsa da (1554) bunun hangi tip Kemençe olduğunu belirtmemiştir.İhtimal ki Iklığ'dır. Çalan Ortodoks çıganlarındandı?.! Osmanlı zamanında oralarda dar uzun veyahut armudi veya Iklığ tipi Kemançelerin üç çeşidi de vardı. Ve Macarlar cümlesine Hegedü derlerdi.Nasıl ki sonradan Viyolon'a da aynı adı teşmil etmişler ve bu sıfat başka bazı mücavir Balkan dillerince de benimsenmiştir.Armudi Kemançenin Macar, Rumeli ve Ege topraklarına Polonya'dan indiği ve yalnız oralarda folklor çevresinde kaldığı anlaşılıyor.>>

Müellif kitabında Yugoslav Kemençelerinin resminide veriyor.Bizim Kemençelerinin resmini de veriyor.Bizim Kemençe'lere göre burgular biraz kısa diğer tarafları aynı. İşte Kemençe'miz hakkında ilk ciddi kaynak.

Yerli kaynaklara devam ediyorum.

V. <<Osmanlı Tarihi>> Ord.Prof.İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Cilt II. S.601: XV. Yüzyıldan XVI. Yüzyıl ortalarına kadar ? Bu asırlarda Osmanlı memleketlerindeki musiki aletlerinin nelerden ibaret olduğu tamamen bilinmemekle beraber bunlardan bir kısmının XIV.-XVI. asırlarda Ney,Kanun, Ud, Tanbur,Çöğür (12 telli bir sazdır), Kemençe,Kopuz (Lavta nev'inden eski bir sazdır), Zurna, Nakkare, Daire, Zil, Bulgari veya Bağlama, Nefir, Davul ve Kös gibi musiki aletleri olduğunu muhtelif eserlerin tetkikinden anlıyoruz.>>

Eğer yukarıdaki yazıya dikkat edilirse saz nevileri meyanında Rebab'ın ismi yoktur. Buna mukabil Kemençe diye bir kayıt vardır.Kemençe ile Rebab ismi aynı zamanda yazılmış olsaydı acaba diye düşünebilirdik.Burada, Rebab'a Kemençe tesmiye edildiği kanaati hakim.Yine Prof . İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın aynı eserinin 604. sahifesinde Ali tarihinin basılmamış son cilt varak 229 dan naklen bir yazısını beraberce okuyalım Burada da bahsi geçen Kemençe'nin armudi Kemençe mi yoksa Kemençe namı altında Rebab'dan mı bahsedildiği yine meçhul kalıyor.

<< Azerbaycan'dan gelip Eyüp'de yerleşen bir zatın oğlu olan ve (Nihanî) lâkabı ile şiirleri bulunan Durak Çelebi'nin < sazname > isimli bir eseri olup Evliya Çelebi o eseri görmüş ve saz isimlerini o kitaptan almıştır.(Evliya Çelebi Cilt I. ,S. 639) Bu Nihanî XVI . yüzyılın ortalarında şöhret bulmuş ve kardeşi Kaya Bey ile birlikte saz çalmıştır. Bu iki kardeş Dukkanizade Mehmet Paşa'ya intisab etmişlerdi. Kemençe çalan Nihani aynı zamanda silâhşördü.>>

Gelelim dış kaynaklara.

VI. Curt Sachs, Real Lexikon, << Der Musik Enstrumente In Verlag virr >> Julins Bart, Berlin 1913.

Bu zat, Ortaçağda mevcut < Lyra > adlı bir sazdan bahsediyor bu saz armut biçimindedir.İki yarım daire şeklinde delikleri var.Tek tellidir. Bu tel sapın yukarısında yüzük gibi bir deliğe bağlanmıştır. Ve eşiği de deliklerin ortasındadır. Yayla çalınıyor, şeklen bizim Kemençe ile az ? çok bir münasebeti var gibi görünüyor ise de çalınış şekli hakkında bir malumat yok. Fakat bizim mevzuumuz olan armudi Kemençe'nin Iyra ismi altında bugün Yunanistanda ve Yunan adalarında mebzulen bulunuşunu biliyor ve işitiyoruz. Aynı eserin diğer bir yerinde Kemençe-i Rumî'den bahsedilmekte ve Grek Kemençesi olarak tercüme edilmektedir ki (hatalı gibi bir tercüme hissini veriyor insana).Ve şu malûmatı veriyor: Gögüs yekpare tahtadandır. Üzerinde C biçimi delikler vardır. Sapı ve gövdesi yekparedir. Sapı yumurta biçimindedir. Dört veya altı tellidir. Ayrıca dört veya altı tane ahenk teli vardır. Fakat bu sazın resmi yok. Göğüs, sap ve delik bakımından bizim Kemençe'ye uygun ise de tel bakımından uzaklaşmakta . Birde aynı müellif çok daha eskiye giderek: Geist und Werden der Musikenstrumente, Berlin II Reiner 1919.kitabında bütün sazların menşelerini Ortaasya olarak gösteriyor ki bu da calib-i dikkat apayrı bir mevzu.

Keza bir başka dış kaynak daha: VII.Musical Instruments Through the Ages, Anthony Baines, England 1969. isimli kitabın 217-218 sayfalarında, 1545 yıllarında Polonya'da tırnakla çalınan Kemençe'nin mevcudiyetinden bahsedilmekte ve tam bizim Kemençenin resmini vermektedir. Ve bu sazın hâlen Yunanistan, Anadolu ve Ege adalarında kullanıldığı kaydedilmektedir. Tellerinin de barsaktan yapılma üç teli bulunduğu ve akortunun Re-Sol-Do olduğu bildiriliyor.Genellikle tellerden biri ile melodi çalınırken ötekiler ile de aynı tondan tempo tutulduğu ilave ediliyor.

Yine ayrı bir dış kaynak olan:

VIII.<< Musical Instruments >>Horniman Museum London, 1970, isimlikitabın S.76 ve Şekil 139 da bahsedildiğine göre: Armudi gövdeli Rebab'ların ( ki Kemençe olduğu anlaşılıyor, zaten verilen şekil de Kemençe şekline çok yakındır) Bulgarların Gadulka ve Grek'lerin < Lira > gibi halk sazlarıyla akraba olduğu yazılıdır .

Bugün için elde edebildiğim yerli ve yabancı kaynaklar bundan ibarettir.Bunlardan hasıl edebildiğim kanaat:

Gerek yerli ve gerekse yabancı kaynaklarda kat'i vesika mahiyetinde bir belgeye tesadüf edilmemektedir.Kemençenin menşei hakkında çeşitli ifadeler vardır. Ki bunlar da bir vesikaya istinat etmemektedir.Yalnız bu kayıtları beraberce tetkik ettiğimiz zaman bu sazın bugün için maalesef bizim olduğuna dair kat'i bir neticeye varılamıyor.Keza dış yayınlarda da bu sazın hakiki menşeine dair bize bir vesika gösterilemiyor.Sadece kayıttan ibaret kalıyor.

Aklı selime uyaraktan diyebiliriz ki mukni bir vesikaya sahip oluncaya kadar Kemençemizin yeride muallakta kalıyor.Gönül arzu eder ki elde edilecek vesaik bu cazip sazın bize ait olduğunu ortaya koysun.Bunu daima temenni ediyor ve bekliyorum.İnşallah da böyledir.

Bu etüdümü, Kemençemiz hakkında yazılmış nefis bir şiirle bitiriyorum. Kısa bir zaman evvel ulvî makama göç eden pek aziz dostum merhum, hassas büyük şair Besim Berkmen'i de bu vesile ile rahmetle anıyorum.

                                  KEMENÇE TAKSİMİ

                 Tâ yürekten kopuyormuş gibi hummalı sesin

                 Neye ağlar gibi, sızlar gibi titrek nefesin?

                 Nesin? Hasret mi? Kırık kalp mi? Yıkık aşk mı? Nesin?

                               Ne kadar içli eninsin, ne hazin sende niyaz

                 Bir avuç göğse sığar mıydı hudutsuz feryad?

                 İki, üç tel yaratır mıydı ilâhî inşâd?

                 Hıçkıran kalbe döner miydi ki hiç..? yay ile yâd

                               Acının en sonu hasretle yanık olmasa saz

                 Şu nevâkâr küçücük sinenin aslındaki sen

                 Ulu orman ve yamaçlarda serâzâd yetişen

                 Lebi rüzgârla demâdem öpülen bir dal iken

                               Şimdi mehcûru muhit.. yâd kesilen sine-i râz

                 Evet?. Hâkinden oluş..oh ne yamansın hicret

                 Şu küçük câmide bu aksi verirse hasret

                 Duyucu kalbe ne yapmaz ki o ateş?.. fikir et

                               Bunu söyler bize lerzân? yine bu içli avâz

                 İki telden şu doğan.. nağme değil sırrı niyâz

                 Hayır? üstün o niyâzdan.. o?.serâpâ bir nâz

                 Öyle bir naz ki..varub dökmek için Allaha râz

                               Ediyor göklere rîzân ve hirâman pervâz

                 Göke çıkma?şu yanık kalbimin â'mâkına gir

                 Sesine sesdir onun darpları ?mihrâkına gir

                 Heyecan mâbedidir sen onun âfâkına gir

                               Bulamazsın sana ondan daha eş kûşeî şaz

                 Bilirim?râşei râzınla hitâbın nereye?

                 Tellerin sırrı nidâsile cevabın nereye ?

                 İhtizazlarla, niyazlarla şitâbın nereye ?

                               Ne olurdu?gönül aldansa, avunsaydı biraz

                                                                 Kadıköy , 1945

                                                                 Besim BERKMEN 

 

   
kemenceviler@gmail.com